YILDIZLARI KONUŞTURAN BİR YILDIZNAME Dinle de yıldızları şu hutbe-i şirinine Name-i nurîn-i hikmet, bak ne takrir eylemiş. Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler: "Bir Kadîr-i Zülcelal'in haşmet-i Sultanına Birer bürhan-ı nur-efşanız vücud-u Sâni'a Hem vahdete, hem kudrete şahidleriz biz. Şu zeminin yüzünü yaldızlayan Nâzenin mu'cizatı çün melek seyranına. Bu semanın arza bakan, cennete dikkat eden Binler müdakkik gözleriz biz {(Haşiye): Yani Cennet çiçeklerinin fidanlık ve mezraacığı olan zeminin yüzünde...
Çam Dağı, Risale-i Nur’un laboratuarlarından biri idi. İman hakikatleri, herkesi cezbeden harikulâde bir üslûpla kâğıda dökülmeden önce buralarda yaşanırdı. Dünya semâsını yaldızlayan yıldızlar, buradan bakıldığında, cezbeyle rakseden melâikenin ellerindeki misbahlar şeklinde görünürdü. Bu dağ ve onun üzerindeki menziller, kâinat dolusu melâikenin arasında hızla seyreden muhteşem bir geminin kaptan köşkü halini alırdı: Rengârenk misbahlar, “Kün” emrinin cezbesiyle milyarlarca senedir zevk ve heyecanından zerre...